KÖŞE YAZARLARI

RESİM GALERİSİ

2012-2013 STSL Şampiyonu GalatasarayÖzel ÇalışmalarGalatasaray Tribünleri

ANKETLERİMİZ

HAVA DURUMU



Havadurumu

HABERLER > MANŞET > SON DAKİKA > VİTRİN

Carlos Arroyo Röportajı (Galatasaray Dergisi)

Carlos Arroyo Röportajı (Galatasaray Dergisi)

15:23:15 2014-02-03

31 Aralık sabahıydı. İndi İstanbul'a. Bir melek, bir basketbol Tanrısı, sihirli dokunuşlarıyla bir David Copperfield edası. Değiştirdi düzeni. 27 maçta 26 galibiyetle 25'i üst üste, 23 sene sonra gelen bir şampiyonluk. 30 forma numarası. Porto Rikolu yıldız NBA'den kalma ne varsa taşıdı salonlara. Akan yetenekti. Şimdi Euroleague'te de sergiliyor hünerini. Takım arkadaşları “Papi” diyor ona, o da “Baba” diye sesleniyor. Hedefleri büyük, o hep kazanır. Şampiyon olarak hatırlanmak ve koç olmak istiyor. Dönemleri anlatan hikayelerin özdeşleştiği kahramanlar vardır ya hani… İşte 80'lerde bizim için Paul Dawkins idi o isim, 2010'larda Carlos Arroyo olacak.

Söyleşi: Eren Loğoğlu

Yaklaşık bir sene önce röportaj yapmıştık seninle. Türkiye’ye tekrar gelmek zor bir karar demiştin. Bebeğin yeni doğmuştu. Geçen yaz kontratını da 1+1 uzattığını ekleyerek geriye dönüp o günlere baktığında doğru bir karar verdim diyor musun? Bu zamana kadar hayata dair kararlar alırken sonra geriye dönüp pişmanlık duymamaya her zaman özen gösterdim. Bu kararı verirken beraberinde getirdiği sorumlulukları da üstlenmem gerektiğini biliyordum ve şu an geriye dönüp baktığımda bu kararımın ne kadar doğru olduğunu görüyorum. Türkiye’ye geri dönmek, böyle büyük bir kulübün bir parçası olmak, değerli bir organizasyonda önemli oyuncularla, iyi bir koçla çalışabilmek bana çok heyecan ve mutluluk vermişti. Buraya tekrar gelip taraftarlar ve kulüp için tekrardan bu başarıları kazanmak üzere mücadele etmek benim için gerçekten çok önemli. 40’lı yaşlara kadar oynasan ve burada emekli olsan…

Çok teşekkürler. Tabii biliyorsun, bu oyunculardan ziyade daha çok kulüplerin verdiği bir karar. İki taraf da birbirinden memnun olduğu sürece bu beraberlik sürecektir. Ben şu an burada olmaktan dolayı çok mutluyum, görünen o ki kulübüm de böyle düşünüyor. Burada başarılı olmak, kulübün ismini en iyi şekilde temsil etmek ve taraftarlar tarafından bu kadar sevilmek benim için çok anlamlı. Dediğim gibi bu her zaman kulüplerin tasarrufunda olan bir durum. Ben saha içinde ve dışında, Galatasaray’ın ismini her zaman en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum. Saha içinde her zaman yüreğimi ortaya koymaya çalışıyorum. Tabii ki öncelikli olarak kendimi ve ailemi temsil ediyorum ama takımıma ve taraftarlara karşı da çok büyük sorumluluklarım var. Bana böyle bir kontrat sunmaları bana ne kadar güvendiklerini ve inandıklarını gösterir. Ben de en iyi şekilde buna layık olmaya çalışıyorum.

Sezona çok iyi başladın. Efes ve Siena maçlarını hatırlıyoruz. Sonra bir rahatsızlık yaşadın ve Beşiktaş maçını kaçırdın. Ardından Ataman döneminde ilk kez üç maç üst üste kaybettik. O maçlarda sen de düşük şut yüzdesiyle ve az skor üreterek oynamıştın. Takım bocalıyordu. Konya Torku maçındaysa sanki bambaşka bir Arroyo vardı. Mental olarak geri dönmüş gibiydi. Sezonun zorlu geçen ilk iki ayı için ne söylersin, katılıyor musun bu tespitlere?
 
Kesinlikle katılıyorum. Bence bir yerde konsantrasyon kaybı yaşadık. Ben de bunlardan biriydim ve o dönemde takım arkadaşlarına örnek olması gereken bir lider olarak oyunumu ve dikkatimi daha üst seviyeye çıkarmam gerekiyordu. Takım arkadaşlarım da kendi potansiyellerini sahaya yansıtamıyorlardı. Zaten başarılı olmanın yolu bir takım olarak bir arada olabilmek ve hep birlikte mücadele etmekten geçiyor. Kimse tek başına bir takımda bir şeyleri değiştiremez. Ben oyunumu oynadığımda, Pops’un ribaundları çekmesi, Cenk’in üçlükleri yollaması, Ender’in kenardan getirdiği enerji, Sinan’ın penetreleri ve savunması, Furkan’ın mücadeleciliği, Malik ve Henry’nin tecrübe ve yetenekleri. Benim görevim de onları doğru şekilde kullanabilmek bir oyun kurucu olarak. Koçumuzun önderliğinde herkesten verim almamız şart. Bütün bunlar başarılı olmanın elementlerini oluşturuyor. Kaybettiğimiz o üç maçta iyi oynamadık ama en önemlisi dikkat kaybı yaşamıştık. Tabii ki şanssız sakatlıklar oldu ama bunlar asla bahane görülmemeli. Kazanmak için ne yapılması gerektiğini çok iyi bilen yeterli sayıda oyuncumuz var. Bence çok kaliteli bir kadroya sahibiz. Türkiye Ligini ve hatta Euroleague’i bile kazanabileceğimizi düşünüyorum. 2014 ile birlikte çok iyi oynadığımızı düşünüyorum. Her zamankinden daha rahat ve sağlıklı hissediyorum. Ama tabii ki ben de insanım, bazen düşüşler oluyor. Önemli olan tekrar konsantrasyonumu toplayıp daha iyi olmak için gerekenleri yapabilmekti.

Ligde durumumuzu nasıl görüyorsun? 9 maç üst üste kazandık. Geçen sene dar bir rotasyonla yakaladığımız ritmin aynısını bulabilecek miyiz ikinci yarı?

Kesinlikle bulabiliriz. Bence harika bir takımımız var. Takımdaki herkes istikrarlı bir şekilde kazanmak için neler gerektirdiğinin farkında. Her maçımızı kazanabileceğimizi biliyoruz ve her maça da kazanmak üzere çıkacağız. Hedefimiz kalan maçları kazanıp ligi en iyi yerde bitirmek. Ancak tabii ki basketbol hatalarla oynanan bir oyun ve bazen işler istediğiniz şekilde gitmeyebiliyor. Bu hataları en az seviyede tutmaya çalışacağız. Çok önemli maçlara çıkacağız ve bu maçları oynamak için de sabırsızlanıyoruz.
 
Top 16 grubundaki şansımız? Zalgiris-Partizan karşısında hata yapmamalıyız. Münih ile içeride oynayacağız. Kuban’ı deplasmanda yenmemiz gerekecek büyük olasılıkla.

Çok büyük bir şansımız olduğunu düşünüyorum. Maccabi karşısında kazanma şansımız oldu ve maçı bence ellerimizle verdik. Real Madrid maçında iki pivotumuzdan yoksun, Avrupa’nın en iyi takımlarından birine karşı beş sayıyla kaybettik. Kuban maçını da son saniyelerdeki bir basketle kaybettik ki bu maçın kaybedilmesinin en büyük sorumlusu da bendim bana göre. Maçın sonlarına doğru kritik top kayıplarıyla kolay sayılar yememize sebep oldum. Takım arkadaşlarımı yarı yolda bıraktığımı düşündüm ve hayal kırıklığı yaşadım. Ama bunlar geride kaldı, önümüzdeki maçlara odaklanmalıydık. Ve biz de Bayern Münih’i kendi evlerinde, kazanmak zorunda olduğumuz bir maçta yenmeyi başardık. Bu galibiyet bize daha da güven ve umut verdi. Ve eğer istersek aslında her takımı yenebilecek güçte olduğumuzu fark ettik. Çok iyi bir koçumuz, büyük bir taraftarımız -örneğin Almanya’daki taraftarlar muazzamdı- kaliteli bir takımımız var. Hala şansımız var. Üç maçı da yakın farklarla kaybettik. Top 16’da 1 sayı farkla alınmış bir mağlubiyet çok da kötü bir durum değil. Kuban’ı orada yenmememiz için hiçbir sebep yok. Ben buradaki R. Madrid maçını da kazanabileceğimizi düşünüyorum. Maccabi de yenebileceğimiz bir takım, onlarla iyi eşleşebildiğimizi gördük. Tüm bu takımlar mücadele edebileceğimiz rakipler. Tek gereken buna inanmak ve takım halinde mücadele edebilmek.

Bayern Münih maçı sezonun kırılma anı olabilir, Konya’dan sonra. Kazan ya da evine dön maçıydı bir anlamda.

Doğru. Real Madrid’e saygısızlık yapmak istemem ama CSKA en zor maçlarımız bence. Fiziksel olarak ve komple bir takım olarak bize çok zorluk çıkaracaklardır. Onları yenebilmek için neredeyse mükemmel oynamamız gerekiyor. Herkes üzerine düşen görevi yaparsa ve şans da yanımızda olursa neden olmasın. Partizan ve Zalgiris gibi iki genç takıma karşı oynayacağız. Tecrübemizi kullanabilirsek başarılı olabileceğimizi düşünüyorum.
 
Son 6 maçta (4 EL 2 BBL) 34 yaşında biri olarak bir kısmında 35 dakika oynayarak 17,5 sayı 5,8 asist ortalamaları yakaladın. Şut yüzden % 47,6 ve üç sayı yüzden % 43,6 idi. Performansının zirvesinde olduğunu düşünüyor musun?

Öncelikle istatistiklerimin farkında değildim ama daha konsantrasyonu yüksek bir şekilde oynadığımı düşünüyorum. Bu maçların ne kadar önemli olduğunu da düşünürsek, hiçbir bahanenin arkasına sığınamayız. Örneğin yaklaşık üç hafta süren bir hastalık süreci geçirdim ama bu benim oyunumu oynamama engel olamazdı. Sonuçta ertesi gün önemli bir maç olduğunda hastalığınızın pek de bir önemi kalmıyor. Olabildiğimce kendime ve takım arkadaşlarıma karşı sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışıyorum. Kazanmayı çok seven bir yapım var ve bu maçlar da gerçekten çok önemli maçlardı. Tabii ki Türkiye ligini iki yıl üst üste kazanmak harika ama Euroleague’de de başarılar kazanmak istiyorum. Bence Final Four’a kalabilecek bir potansiyele sahibiz ve bunu başarabilirsek hem takımımız hem de taraftarlarımız için harika bir başarı olur.

Kimileri geçen yaz senin Euroleague seviyesi için yeterli olmadığını düşündü. Özellikle sertlik konusunda. Rakamlara baktığımızda Top 16 sayı sıralamasında birincisin. (ort. 21,0) Bu eleştirilere nasıl cevap verirsin?

Eleştirilere her zaman saygı duyarım ancak çok da dinlememeye çalışırım. Benim işim sahada ne yaptığıma yoğunlaşmak ve koçum ile takım arkadaşlarımın benden beklediği katkıyı verebilmek. Ben küçükken kimse NBA’e gidemeyeceğimi söylüyordu ancak bunu başardım, orada 10 sene geçirdim. Rüyamı yaşayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şu anda da başka bir yola girdim ve burada geçirdiğim her anın, her tecrübenin keyfini çıkartmaya çalışıyorum. Yaptığım şeyi çok seviyorum. Basketbol oynarken, sahadayken bu yürekten hissettiğim bir şey ve bu kesinlikle “ben”im. İnsanların ne dedikleri çok da önemli değil.
 
Oynadığın takımları şampiyonluğa taşıdığın son iki sezonun ortasında Türkiye’ye geldin. Bu sezon ise tam-sezon oynayacaksın. Eylül’de katıldın takıma. Bu durum sezon sonuna doğru fiziksel olarak bir düşüş yaşamana sebep olur mu ve bunu nasıl engelleyebilirsin?
 
Bu durum şu an veya daha ileride olabilecek bir şey elbette. Basketbolla ilgili kendime hep şunu söylerim. Ben eğer sezon öncesi işimin gerekliliklerini yerine getirip, kendime ve vücuduma iyi bakarsam, bunun meyvelerini sezon sırasında alacağımı bilirim ve kendimden de başarılı olmayı beklerim. Yorgunluk veya herhangi bir şey buna engel olmamalı. Yaptığım her şeyden gurur duymaya çalışırım. Eğer çok çalıştıysam, iyi bir sezon geçirmem gerekir. Fazla süre aldığım için sezon sonuna doğru yorgunluk yaşayacağım gibi düşüncelerim yok. Sezonu güçlü bir şekilde bitirmek istiyorum ve bunu gerçekleştirmek kesinlikle benim elimde. Eğer iyi maçlar çıkarmak ve yeteneklerimi en iyi şekilde kullanmak istiyorsam, bunun için çok çalışmam gerekir. Sezon sonunda şu an olduğumdan çok daha iyi olmak istiyorum. Çok fazla sahada kalmam konusuna gelirsek, evet son zamanlarda normalden biraz daha fazla süre aldım. Takımımın kazanması için bu gerekiyorsa ben de bu görevi en iyi şekilde yerine getirmek isterim. Sonuçta maçlardan sonra dinlenmemiz için vaktimiz oluyor. Ancak burada önemli bir husus var. Saha dışında da işinize dair birçok sorumluluğunuz var. Uykuma, yediğim yemeğe dikkat etmeye çalışıyorum.
 
Şampiyonluk Almanağı da yanımızda. Geçen sezonun fotoğraflarına baktık birlikte. Neler geçti zihninden, paylaşır mısın bizlere?

Öncelikle bana takım halinde bir amaç uğruna ne kadar çok çalıştığımızı hatırlattı. Basketbol oynamak aslında kolay bir iş gibi gözükebilir ancak bir grup insanın bir araya gelerek, takım ruhu ve birbirlerine bağlılıklarıyla bir amaca ulaşmaya çalışırken kat ettikleri yol gerçekten çok zordur. Bu fotoğraflar da yolun sonunda mutlu olmak adına, ne kadar çok çalıştığımızı hatırlattı bana. Takım arkadaşlarımı kafalarında şampiyonluk şapkalarıyla kutlama yapmalarını, taraftarların coşkusunu tekrar görmek gerçekten çok heyecan verici. Kariyerim boyunca da hedefim her zaman yolun sonunda kendimi ve takım arkadaşlarımı bu şekilde görmek oldu.
 
Geçen sezon şampiyonluğa giderken bıraktığın etkiyi şöyle açıklayalım. Gordon’un performansı iki katına çıktı. (7 sayıdan 13 sayıya) Keza Ndong yükselişe geçti. MJ gibi efsane oyuncular etrafını da oynatırlar, geliştirirler. Senin de bu tarzı sevdiğini söyleyebilir miyiz?
 
Böyle düşünmen gerçekten harika, teşekkürler. İstatistiklerdeki bu farklılıklardan haberim yoktu açıkçası ama onlar ben gelmeden önce de harika oyunculardı. Ben her zaman kendi oyunumu oynamaya çalıştım. Sahaya her çıkışımda en önem verdiğim noktalardan biri de takım arkadaşlarımın saygısını kazanabilmek. Sahada her şeyimi vermem gerekiyor, böylece onların bana liderleri olarak gösterdikleri saygıyı da hak etmiş olabilirim. Boni için boş bir orta mesafe atışı hazırlamak veya ona smaç yapacağı bir pozisyon hazırlamak veya hızlı bir hücumda Jamont’a rahatça bitirebileceği bir fırsat yaratmak… Bu bence basketbol oynamanın ta kendisi. Oyunları, ben geldikten sonra oluşan pas trafiği ve top paylaşımıyla oluşmuş olabilir. Bu tamamen koçun sistemiyle alakalı bir durum. Takım arkadaşlarımı daha üst seviyeye taşıdığımın düşünülmesi gurur verici.

Favori oyuncum Dudley ama şampiyon olduktan sonra bu başarıdaki etkini düşünerek senin formanı almıştım. Tarihi eser niteliğindeydi. 23 sene sonra gelen bir kupa düşünülünce. Taraftarlardan da benim gibi düşünenler oluyor. Bu durum, ligin en iyi, maça en çok etki eden oyuncusu olmak, sana ekstra bir güven aşılıyor mu?
 
Ben kazanmak için oynarım ve kazandığınız sürece fark edilirsiniz. Çok şükür ki şampiyonluk kazanmak adına bana yardımcı olan çok iyi takım arkadaşlarım oldu. Bence şampiyonluk kazandığınızda insanların saygısını da kazanırsınız ve size daha çok inanırlar. Buraya gelen herhangi bir Amerikalı oyuncu gibi takımını bir yerlere getirip daha sonra playoff larda kaybeden bir oyuncu olamazdım. Bu benim için asla yeterli değil. İki yıl üst üste şampiyonluk kazandıktan sonra bu sene de şampiyonluk için savaşıyorum. Bence insanlar buna saygı duyuyorlar.

Koç Ataman bir söyleşisinde Arroyo Spanuolis’ten iyi. Onları yan yana oynatmak isterim demişti. Bu övgü ve kulübün vizyonu hakkında ne dersin?
 
Gerçekten de harika olurdu. Bu tecrübeye, yaratıcılığa sahip bir oyuncuyla oynamak kesinlikle işimizi çok daha kolaylaştırırdı. Sanırım bunu hiç göremeyeceğiz ama kendisi çok saygı duyduğum bir oyuncu, çok uzun zamandır tanıdığım biri. NBA’de oynadığı zamanlarda konuşmalarımız olurdu. Orada olmaktan pek mutlu değildi. Avrupa’da kendi oyununu daha rahat oynayabileceğini ve yeteneklerini daha iyi sergileyebileceğini düşünüyordu. Koçun böyle düşünmesi çok hoş benim adıma. Ataman beni herkesten daha iyi tanıyor. Ne kadar tutkulu ve kararlı olduğumu ve bu oyunu ne kadar çok sevdiğimi biliyor. Herhangi bir akşamda herhangi bir rakibe karşı mücadele etmekten kaçınmayacağımı biliyor ve bu iltifatı sanırım bu yüzden geliyor.
 
2013 FIBA Amerika’dan konuşalım. Harika başlangıç, dramatik bir bitiriş. Finalin son saniyelerinde Balkman’a pas vermek isterken topu dışarı attın. Sonra bir şans daha geldi. Barea sen de boştayken iyi bir maç geçirmeyen Galindo’ya pas vermeyi tercih etti ve üçlük kaçtı. Reaksiyonlar nasıldı soyunma odasında?

O pozisyonda JJ’in yerinde olsaydım ben de kesinlikle Galindo’ya pas verirdim. Kötü bir maç geçirip geçirmemesi kesinlikle önemli değil. Nasıl ki Cenk bizim en iyi 3’lük atan oyuncumuz, Galindo da aynı şekilde, o yüzden o atışı onun kullanması bence doğruydu. Asıl yanlış olan bir önceki pozisyonda Balkman’a attığım kötü pastı. Bazen bakmadan attığım paslar oluyor ve bu şekilde anlaşmazlıklar yaşayabiliyorum. Maç sonunda ise tabii ki hepimiz büyük bir hayal kırıklığı içerisindeydik. Kendime de çok kızgındım ama düşündüğüm kadar da üzülmemiştim. Çok kızgındım, altın madalyayı çok istiyordum ve bunun için elimden geleni de yapmıştım. İyi bir maç geçirmiştim. Evet, altın madalyayı almak çok isterdim bu şans elimize geçti, Galindo’nun şutu çemberin içinden çıktı ama Dünya Kupasına gitme hakkı kazandık ve asıl önemli olan hedef de buydu. Meksika bizden daha iyi oynamıştı. Bu, oyunun bir parçası. Biz sporcular olarak birçok fedakârlıklar yapıyoruz, çok çalışıyor, çok seyahat ediyor, ailelerimizden uzak kalıyoruz. Sakatlıklar, yorgunluklar, antrenmanlar, zor maçlar, eleştiriler. Maçları oynayanlar bizleriz ve maç sonunda herkes birbirine saygılı davranıyor. Kaybetseniz bile birbirinize destek olmanız gerekir. Bunların hepsini yapan oyuncular olarak bizleriz. Taraftarlar saydıklarımın hiçbirini yapmadıkları halde en çok üzülen her zaman maalesef onlar oluyor. Bu gerçekten inanılmaz bir şey. Bunu hiçbir zaman anlayamadım. Mesela futbol taraftarları neredeyse rakip takım taraftarını öldürme noktasındalar ama görüyoruz ki oyuncular maç bitiminde kardeşçe birbirlerine sarılıyorlar. Bu hiçbir zaman anlayamayacağım bir şey, bu da oyundan gelen bir tutku aslında.
 
Son iki sezon şampiyon olan takımların liderisin. Ligimizde bunu başaran çok az yabancı guard var. Petar Naumoski, Marcus Brown, David Rivers, Will Solomon gibi. Eğer bu başarı üçlemeye (three-peat) dönüşürse kanımca bu dönem seninle anılacak ve ülke basketbol tarihine çok büyük harflerle yazılacaksın. Kazanma azmini ve başarıya açlığını koruma sırrın var mı?

Böyle söylemeniz bile beni çok heyecanlandırıyor. Üst üste üç şampiyonluk kazanıp Türkiye basketbol tarihinin insanlara ilham veren bir oyuncusu olmayı başarmayı çok istiyorum. Öncelikle bu çok büyük bir gurur. Kariyerimin bu noktasında da en değer verdiğim şey; kariyerim bittiğinde geride ne bıraktım? Emekli olduğumda nasıl ve kim olarak hatırlanacağım? Ve ben bir şampiyon olarak hatırlanmak istiyorum. Basketbol oyuncusuysanız, bunun için oynarsınız, bunun için yaşarsınız. Nasıl hatırlanacaksın? Çalışkan, lider, iyi bir takım arkadaşı, gerekirse saha içindeki koç ve tabii ki bir şampiyon. Bu yüzden şampiyonluklar kazanmak istiyorum.

2000’lerden sonra Avrupalı oyuncular NBA’e daha çok seçilir olması Hispanik oyuncuların değerini azalttı mı?

Bu soru, o dönemlerde, 2001, 2002 yıllarında bana çokça sorulan bir soruydu. Şimdi sen de sordun. Muhabirler soyunma odasına gelirdi ve bunları söylerdi. Ben de onlara hep bizim, oyuncular olarak görevimizin başarılı olarak bu kapıyı hep açık tutmak olduğunu söylüyordum. Gasol, Manu, Nocioni, ben, Scola, Najera o sırada oynayan Hispanik oyunculardık. Avrupalı oyuncular için de Kukoç, Nowitzki, Peja, Divac gibi oyuncular bu kapıyı açtılar. Öncesinde uyum gösterme zorluğu yaşıyorlardı.

Amerika doğumlu olmayan gelmiş geçmiş en iyi Latin NBA oyuncusu?

Ginobili. Katıldığı her turnuvada şampiyonluk yaşamış bir oyuncu. Tarihte Olimpiyatlar, NBA ve Euroleague kazanmış iki oyuncudan biri. (Bill Bradley diğeri) Bence şimdiden Arjantin’de heykeli dikilmeli. Keşke ben de onun yaşadığı başarıları yaşayabilmiş olsaydım.
 
Türkiye’nin en çok satan spor dergisinin kapağındasın. Daha önce de bu ESPN Deportes’e çıkmıştın. Neler hissediyorsun?

Harika bir duygu. Aslında böyle şeyler için bu işi yapmazsınız. Bu sizin çok çalışmanızın, başarılı olmanızın doğurduğu bir sonuçtur. Buna “oyunun hediyesi” de diyebiliriz. Basketbol sana diyor ki: Sen burada iyi iş çıkardın ve bunu hak ettin. Çok çalışmanın ödülünü alıyorsun bir yerde. Galatasaray Dergisi’nin kapağı olmaktan da büyük gurur duyuyorum. Öğrendiğim kadarıyla uzun süre sonra ilk kez bir basketbolcuya kapağınızda yer veriyorsunuz ve bu benim için daha da anlamlı. Dediğim gibi takım arkadaşlarımı ve kulübümü bu şekilde temsil etmek çok gurur verici.
 
Vücudunda kaç dövme var ve anlamları neler?
 
İki tane var. Kızlarımın isimlerini yazdırdım. Üçüncü dövmemi de küçük oğlumun adını yazdırarak yaptıracağım. Ancak dövme yaptırmak zaman alan bir şey ve yazları da milli takım dolayısıyla yoğun olduğundan henüz fırsat bulamadım. İlk fırsatta oğlumun da adının olduğu bir dövme yaptırmak istiyorum. Her zaman çocuklarımı, isimlerini vücuduma kazıyarak onurlandırmak istemiştim. Dövme yaptırmak bazen acı verici olabiliyor ama eşim bu kadar zorlukla onları dünyaya getirmişken bundan şikâyetçi olmam pek de adil olmaz herhalde.

Çocuklarının spora olan ilgisi nasıl?

Şu an çok küçükler. İsimleri Gabriella, Daniella ve Carlos Junior. Maçları seyretmeyi seviyorlar, babalarını desteklemek için oraya geliyorlar. 8 yaşındaki büyük kızım Gabriella Enka’da voleybol dersleri alıyor. Bazı zorlukları var, dil problemi gibi. Ama yazın, evlerine Miami’ye dönünce yapabilecekleri bir sürü aktivite var. Basketbol, futbol, voleybol gibi. Orada daha kolay öğrenecektir. Küçük oğlumun basketbol oynamasını çok isterim.
 
Belki Kobe Bryant gibi babasını da (Joe) geçer.

(Gülüyor) Umarım. Göreceğiz…

Carlos Arroyo vakfıyla ilgili bilgi verebilir misin?

Vakıf çok önce kuruldu, NBA’de oynadığım dönemlerde. Bir vakfın başında olmak çok zaman alan bir şey. Desteklediğiniz şey adına para toplamak, etkinlikler düzenlemek özellikle de ben Avrupa’da yaşarken zor oluyor. Orada olduğum dönemde de evimde ailemle dinlenerek vakit geçirme şansım oluyor, senede 2 hafta da olsa. Sonra da mili takım olunca, vakfa zaman kalmıyor. Amacımız, ihtiyaç sahibi insanlara yardımcı olabilmek, onların hayatlarında bazı farklılıklar yaratabilmek. Emekli olduktan sonra Porto Riko’da daha fazla vakit geçirip daha çok insana yardımcı olmak istiyorum.
 
Kariyerinin en iyi anı?
 
Atina 2004 Olimpiyatları, Amerika maçı. (24 sayı 7 asist) Porto Riko gibi 4 milyon nüfusa sahip küçük bir ada için aşırı önem taşıyan bir başarıydı. İnsanlar olimpiyatları kazanmışçasına sevindiler, turnuvanın ilk maçı olduğu halde. Biz de Amerika’yı yendiysek herkesi yenebiliriz diye düşünüyorduk. Böyle bir başlangıç bize büyük güven verdi ve yanılmıyorsam altıncılıkla bitirdik ki bu da bizim adımıza büyük bir işti. Tarihin bir parçası olmak, yaşananlara takım arkadaşlarımla ortak olabilmek büyük bir onur. Harika bir maçtı. Harika…
 
Kuzenin, Oskar ödüllü Benicio Del Toro ile en son ne zaman konuştun?
 
Belki bir gün Türkiye’ye gelir ve bizim insanımızı anlatan bir film çeker. Onunla en son konuştuğum zaman, Türkiye’ye gelmeden hemen önceydi. Sanırım burada beraber çalıştığı bir dondurma firması var ve o dondurmadan yememi önerdi. Bu bana en son söylediği şeyler oldu. İkimiz de çok çalışıyoruz, birbirimizi görmemiz çok zor oluyor. Yaz zamanı denk gelirsek bir akşam yemeği yiyoruz ve birbirimizi görebiliyoruz.

Takımdan, performansından, kariyerinden, çocuklarından, neredeyse her şeyden konuştuk. Eşin hakkında da bir şeyler söylemek ister misin?

Başarılı olmak için insanın arkasında mutlaka bir itici güç olmalı. Benimki de eşim. Beni çok iyi tanıyor ve ailemin benim için hayatımdaki en önemli şey olduğunun farkında. Onların daha iyi bir geleceğe sahip olmaları için çalıştığımı düşünürsek, ailemin benim motivasyon ve ilham kaynağım olduğunu söylemem yanlış olmaz. Eşim Xiomara ise çok güçlü akıllı, zeki ve tatlı bir insan. Kendisine çok müteşekkirim çünkü yaptığım şeyde bana çok yardımcı oluyor. Onun aldığı sorumluluklar sayesinde ben de rahatça işime ve oyunuma konsantrasyon sağlayabiliyorum. Biliyorum ki ailemdeki her birey bana güveniyor ve beni destekliyor. Bu da bana ekstradan enerji veriyor.

Beraber maç izler misiniz? Basketbol veya diğer sporlar hakkında konuştuğunuz oluyor mu?

Elbette. Eşim basketbol hakkında çok şey biliyor. Herkes gibi ben de yeri geldiğinde eşimle hislerimi, kafamdakileri paylaşıyorum. Kimi zaman oyuna dair bir şeyler anlattığımda çok bilgili bir şekilde konuya dahil olabiliyor. Örneğin “şu pozisyonda şuraya kat etmiştim sonra başkası birine pas attı” şeklinde konuya girdiğimde sözümü keserek “Evet orada neden bu şekilde oynamadınız” gibi tespitleri de oluyor. Seni anlayan ve sana yardım eden biri olması çok iyi bir his. Eve gidip de düşüncelerini paylaşabileceğin biri olması çok güzel. Düşünsene evimde beni bekleyen bir ailem olmasaydı gidip duvarlarla konuşmak zorunda kalır, aklımı kaçırabilirdim. O benim bir numaralı taraftarım ve bana çok güveniyor. Benimle burada olmaları da bunun bir işareti. Ailem evlerinden uzakta bir yaşam sürmeye çalışıyor. Kendi ülkemizde daha rahat bir eğitim ve hayat sürmeyi tercih edebilirler ancak burada benim yanımda olarak bana destek veriyorlar.

Eklemek istediğin…

Umuyorum ki geçen seneki çekirdeğini; ben, “Kral” Ender, Cenk, Erwin, Furkan, Manu, Macvan, Engin, Göksenin, koruyarak kurduğumuz bu takım ile bu sene de başarılı oluruz. Aynı kimyayı yakalayıp, bu sene gelen yeni takım arkadaşlarımızla birlikte yine başarılı olmak istiyoruz. Olduğumuz takdirde de bu başarılarda, bahsettiğim çekirdek zannediyorum ki uzun bir süre hatırlanacaktır. Saha içinde ve dışında çok iyi anlaşıyoruz. Dediğim gibi tekrardan bu sene de burada olmaktan dolayı çok mutluyum ve başarıyı her şeyden daha çok istiyorum.

Bu sene şampiyon olursak 28 yıl aradan sonra 2 yıl üst üste şampiyonluk kazanacağız ve Ergin Ataman bunu gerçekleştiren ilk antrenör olacak.

Bu koç için büyük bir onur olur. Ben de üç yıl üst üste şampiyon olarak oyuncu bazında tarihe geçmek için can atıyorum. Bu beni daha da heyecanlandırıyor. Son gelişimle birlikte Avrupa’daki üçüncü maceramı yaşıyorum ve hem Maccabi’de hem Beşiktaş’ta hem de Galatasaray da şampiyon olabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Kazanarak emekli olmak ise hayalim. Örneğin Boni’nin emekli olma şekli ve tarihi kusursuzdu. Son maçında sakatlığına rağmen muazzam bir performans sergiledi ve bundan daha da önemlisi şampiyonluk maçıyla kariyerine veda etmiş oldu. O bir şampiyon olarak emekli oldu. Bunu kim istemez ki!

Gelecekte koç olmayı düşünüyor musun?

Kesinlikle. Her zaman koç olmayı çok istedim. Bence oyun anlayışım, kendimi ifade edebilmem önemli özelliklerim. Ancak en önemli şey bir koç olarak sabırlı kalabilmektir. Ben sahadayken takım arkadaşlarıma “uyan, ne yapıyorsun” şeklinde uyarılar yapabiliyorum. Ancak antrenör farklı davranmalı, oyuncuya daha sabırlı bir şekilde yaklaşmalı. Geçtiğimiz gün, antrenmanımızdan önce kadın takımı antrenmanı vardı ve hızlıca üzerimi değiştirip onları izlemeye gittim. Bence bunun nedeni basketbolu çok seviyor olmam. Kadın maçı, antrenmanı hatta altyapı antrenmanlarını bile izlemek çok hoşuma gidiyor. Çünkü fark ettim ki, basketbolu her izlediğimde oyuna dair yeni bir şeyler öğrenebiliyorum. Ve oyunu oynarken fark edemediğiniz bir hatayı başka bir yerde dışarıdan izlerken fark edebiliyorsunuz. Bazı şeyleri gözlerinizle görmeden fark etmeniz zordur. O yüzden basketbola dair ne zaman bir şey seyretsem, izlediğim şeyi detaylarıyla analiz etmeye çalışıyorum. Hangi oyunu oynadılar, koç o oyunu mu oynattı, kim nereye nasıl bir koşu yaptı, verilen oyunu oyuncular ne kadar uyguladı, uygulamadıysa ne gibi bir yol denedi… Bunları gözlemlemek hoşuma gidiyor. Kadın takımının koçu Ekrem Memnun çok beğendiğim bir koç, bence çok zor bir işi son derece başarılı bir şekilde yürütüyor. O antrenmanda sporcularına anlatmak istediğini anlatış yolu çok hoşuma gitmişti. Antrenmanda bir set üzerinde çalışıyorlardı ve topu çok iyi bir şekilde çevirerek boş şutu buldular. Tam o sırada koç düdüğü çalarak “evet tebrikler, verilen oyunu çok iyi oynadınız, sıradaki oyuna geçelim” diyerek oyunu durdurdu. Topu çok iyi şekilde çevirip boş şut bulunmasına rağmen o şutun atılmasına izin vermedi ve oyuncularına “ merak etmeyin o şut maçta girecektir” mesajı verdi. O sırada ekstra pasın yapılması antrenmanın odak noktasıydı ve amaçlarına ulaştıklarını görmüştü. O şutun girmesi veya girmemesi değil. Doğru bir şekilde oynarsak ve topu iyi çevirebilirsek bu şut maçta girecektir. Bence bu tür şeyler oyuncuya güven veren şeyler. Onun öğretiş şekli, iletmek istediği mesajı iletme şekli çok hoşuma gitmişti. Ona gerçekten çok saygı duyuyorum. Sadece o oyun da değil başka setler de vardı. Kadınların antrenörlüğünü yapmak bence erkeklerden çok daha zor bir iş. Öncelikle kadın basketbolu bambaşka bir konsept (çok şut kaçırıyorlar, fiziksel olarak yeterli değiller erkeklere göre). Bu dalda başarılı olmak için son derece sabırlı davranmanız gerekir.

Münih maçında, oyunun durduğu bir bölümde tahtayı alarak takım arkadaşlarına bir takım şeyler çizdiğini gördük. Buna koçluk öncesi küçük bir antrenman diyebilir miyiz?

Televizyonda göründü mü, bilmiyordum. Bu aslında sıklıkla yaptığım bir şey. Biliyorum ki koç da ona saygısızlık yaptığımı düşünmüyor ve takım arkadaşlarıma bir şeyler anlatmak istediğimi biliyor. Biz oyuncular olarak fark edemediğimiz birçok hata yapıyoruz ve bir hata gördüğümde bunu takım arkadaşımla paylaşmak isterim. Bunu kazanmak için yapıyorum, onlara yardım edebilmek adına. Porto Riko Milli Takımı’nda çokça yaptığım bir şey aslında bu. Mola alındığında koçlar aralarında küçük bir toplantı yaptıksan sonra yanımıza gelirler. Ben de bu sürede tahtayı ve sandalyeyi alıp oyuncuların önüne geçerek uyarılar yaptığım oluyor. Bence bu çok normal bir şey. İnsanlar Carlos sen oyuncusun otur ve koçunun dediğini yap diyebilirler ama ben kazanmayı o kadar çok istiyorum ki yanlış bir şey gördüğümde gerekli uyarıları yapmaktan ve bu hatanın nasıl düzeltebileceği hakkında fikrimi söylemekten kendimi alamıyorum. Takım arkadaşlarım da beni hep dinlerler. Onlara asla kızan bir ses tonuyla “bak bunları yanlış yapıyorsun” şeklinde hitap etmem. Bak bunu daha iyi yapabiliriz, gelecek sefer bu şekilde denersek daha iyi olur gibi şeyler söylüyorum. Ve dediğim gibi bence bu çok normal.

Taurasi’nin bir kupa finali öncesi antrenmanda koç Yıldızoğlu ile bire bir konuşup birlikte bir hücum setine karar verdiklerini ve uygulamaya çalışıldığını görmüştüm.

Evet, bu çok normal bir şey. All-Star maçı sırasında da Kirk Penney ve Chuck Davis’e faul atışları sırasında bir oyun anlattım ve bir sonraki pozisyonda onu denedik ve başarılı olduk. Daha sonra üçüncü çeyrekteki bir molada koç Itoudis bir sonraki pozisyonda benim çizdiğim oyunu tekrar oynamamızı istedi. Basketbol oyunu aslında çok basit bir oyun. Larry Brown bir keresinde şöyle demişti: “Basketbol aslında çok basit bir oyun, bu oyunu karmaşık hale getiren biz antrenörleriz”. Düşündüğünüzde çok haklı bir söylem. Bazen insanlar bazı şeyleri daha karmaşık hale getirmeyi severler. Belki bu da koçluğun doğasında olan bir şeydir. Ancak oyun sadece akıllı oyuncularla basittir. Koçunun söylediği bir şeyi yapmayan oyuncu işleri her zaman daha da zorlaştırır.

Ama senin de çalıştığın Pat Riley’nin 1000’den fazla set bildiği söylenir.
 
Evet, bu da normal ve alışıyorsunuz. Çılgıncaydı. Orada (Miami Heat) resmen bir ordu gibi hazırlanıyorduk. Tabii bu istikrarlı bir şekilde çalışmayla oluyor ve bir yerden sonra bazı şeyler kendiliğinden rayına oturuyor. Yani sonuç olarak, koç olmayı çok isterim.

(http://www.basketfaul.com)

( Bu haber 1335 kez görülmüştür )


YAZAR : ait diğer haberlerini görmek için tıklayınız...


Yorumlarınız

Ad,Soyad
İleti Adresiniz
Bize Nereden Ulaştınız

ÖNEMLİ

-Yorum yapan kişi bilgileri kesinlikle gizlidir.Herhangi bir reklam amaçlı kullanılmaz.

-Buradaki yapılan yorumlar denetim altındadır,onaylandığında sitede yayınlanır


BENZER DİĞER HABERLER



1


 Hakkımızda  |  Reklam Fiyatları Bize Ulaşın                          GS Haber Portalı Sitesi - İSTANBUL                                      
sanalbasin.com üyesidirSAVEAJANS